Hoşgeldiniz sayın ziyaretçimiz. Bugün 29 Mart 2017.
E-Posta : Parola :
 

Sohbet 8


Kulluk, etiketten ibârettir. Ehl-i hakîkat, Hak'la doludur. Hakk'a varmanın yolu turuk-ı âliyye, tarîkat-ı Muhammediyye'dir. Turuk-ı âliyyede dört makâm vardır:

1. Şerî 'at-ı Ahmediyye,

2. Tarîkat-ı Muhammediyye,

3. Ma'rifet-i ilâhîyye,

4. Visâl-i Hakk

Dördüncü makâmda söz yoktur. Söz, bunun altındaki üç tanesinde vardır. Çünkü orada ahadiyyet, âmâiyyet vardır.

"Âmâ, bir makâmdır. Ne dolu ne de boştur."

Âmâiyyetin başka bir ifadesi taayyün-i evvel ya da lâ taayyündür. Orada ayniyyet ve görüntü yoktur. Her şey a'yân-ı sâbitededir.

Bir mühendis olduğunuzu düşünün. Bir arsanız var ve proje yapacaksınız. Arsanın kenarında dikilip arsayı seyrediyorsunuz. Bu arada kafanızda plân ve proje oluşuyor. Henüz ortada bir şey yok. Ya da birine bir söz söyleyeceksin. O söz ağzından çıkmadan önce aklında oluşuyor. Daha soyut. Harfe, kelimeye, savta girmemiş; söz olarak ağızdan çıkmamış, ama söyleme hazırlığını yapmışsınız. İşte "Âmâ" odur. Buna görünmeyen manâsında "lâ taayyün" derler. Var ama henüz ortaya çıkmamış. Ortaya çıktığı zaman taayyün. Henüz söz ve düşünce safhasında olup ortada bir şey yokken âmâ'dır; a'yân-ı sâbite'dir. Her eşyanın oluşumunda bu hâl böyledir.

Allah, bizâtihî taayyünde değilken kendinde olan âmâiyyeti görüntüledi yani ayniyyeti sergiledi. Bu konuyla ilgili olarak daha önce de sohbetlerimizde zikrettiğimiz gibi bir hadîs-i kudsîde şöyle buyrulur:

"Gizli bir hazine idim bilinmekliğimi sevgiyle murat ettim ve bu âlemi halk ettim."

Elle tutulan, gözle görülen hiçbir şey yokken O (c.c.) vardı. Her şey var ama ayniyyette değil. Her şey küntü kenzen. İlim olarak, bilim olarak hazine. O ilmin, bilginin ayniyyetin ortaya çıkıp görüntülenmesi.

İlim ve bilim, a'yân-sâbitede (henüz görüntüde yok) iken vakit-saat gelince ortaya çıkar. Meselâ elektrik için şunu söyleyebiliriz: Henüz cereyân bilinmiyor. Edison diye birisi var ve bununla ilgili çalışmalar yapıyor. Efor sarfediyor. İşte o bilim, yavaş yavaş âmâiyyetten yani lâ taayyünden taayyüne gelip görünmesi için yaklaşıyor. Çünkü o kulun sarfettiği efora Allah cevap veriyor.

"O, maddesini, araçlarını yapmış. Laboratuvarda deneylere girmiş. Bir yatı­rım yapmış. Bir efor sarfetmiş. Allah onun altında kalmaz. O, bir gün mutlaka bulacaktır."

Azizim Hoca Mustafa Efendi (k.s.)'den bu konuda şunu dinlemiştim:

"Cereyân ilmi, küntü kenz denilen o hazine-i ilâhîyyeden şu tesbîhi elimde tuttuğum gibi Hindistan'daki bir velînin gönlüne verilmiş. Artık âmâiyyetten ayniyyete geçiyor. Bu ilimle meşgûl olan Edison diye biri var ve senelerce üzerinde çalışmış; hak kazanmış; bir yere varmış ve hakkı geçmiş. İşte o velî, ona ciro ediyor: "al" diyor. Edison da artı (+) ve eksi (-) kutupları birleştirince elektriği buluyor.

"İnsanlık ailesine, Allah'ın lütufları da kahırları da ehlullah yoluyla ciro edilir. Çünkü onlar, merkez bankası gibidir."

"Allah âdil-i mutlaktır; 'Eleysallahû bi-ahkâmi'l hâkimîn'dir. Hiçbir zaman hakkı zâyi etmez. O (c.c.), hâkimler hâkimidir."

Bir âyet-i kerîmede Allah:

"Allah sizin îmânlarınızı, amellerinizi, dünyevî ve uhrevî çalışmalarınızı zâyi etmez. Çünkü insanlık hizmetinde bulunmak da bir ameldir. " (Bakara Suresi, ayet 143)

buyrulur.

Bu âyet mucibince, manevî yolda da ,dinî yolda da, dünyevî yolda da bir efor sarfetseniz Allah zâyi etmez. Dinin de dünyanın da sahibi Allah'tır.

İşte Edison'un senelerce elektrikle ilgili çalışmaları boşa gitmemiştir. Sonunda muvaffak olmuştur.

Azizim (k.s.), Kütahya'ya teşrif ettiği bir günde beraberce eve geliyorduk. Kütahya Lisesi'nin arka kapısından ortaokul çocukları dağılıyordu. Kendimizi, bir anda yüzlerce çocuğun içinde bulduk. Çocukların neşeli cıvıltılarını duyup coşkularını görünce Azîzim (k.s.), çocuklara şefkat ve merhamet dolu tebessümle baktı sonra elimi tutarak:

-Bak oğlum! Bu çocukları görüyor musun? Bunlar, şimdi amel-i sâlih işliyorlar. Yarın bu okulları etap etap bitirince doktor, mühendis, vali, hâkim ve çeşitli bilim dallarında uzman olup makâm ve mevkî sahibi olacaklar.

Bugün o mevkilerde oturanlar, dün bunlar gibi çocuktu. İşte onlar, dün yaptıkları amel-i sâlihin karşılıklarını bugün görüyorlar ve insanlık hizmetinde bulunuyorlar, diye buyurdu.

Bu konuyu açmak, genişletmek mümkün. Bir çocuk, babası tarafından bir ustaya çırak verilir. Seneler içinde çıraklık, kalfalık dönemleri biter ve o çocuk, bir sanat sahibi olur. O çocuğun da çıraklık dönemlerinin amel-i sâlih olarak ifade edilmesi lâzım. Çünkü bunların hepsi, insanlık hizmetidir. Meşruiyyet sınırları içinde çalışmalar aynî ibâdettir.

Onun için âmel-i sâlihi sadece inançtır, namaz kılmaktır, oruç tutmaktır, şeklinde yorumlayarak sınırlamamak lâzımdır. Kapsamı geniştir. Çünkü dünya bir bütündür ve insanlar bilseler de bilmeseler de birbirlerine hizmet ederler. Zirâ ibâdetin başka bir adı kulluk ve hizmettir.