Hoşgeldiniz sayın ziyaretçimiz. Bugün 23 Ağustos 2017.
E-Posta : Parola :
 

 XI


İkilik yoluna gitme edeb gözle edeb gözle
Kimesne gönlün incitme edeb gözle edeb gözle

Her azayı öğüt sakla cila ver nefs île akla
Demadem var gönül yokla edeb gözle edeb gözle

Müeddeb ol şer'iatla müzehheb ol tarikatle
Mümessek ol hakikatle edeb gözle edeb gözle

Gönülden şirki sürdünse varıp birliğe erdinse
Hakı her yerde gördünse edeb gözle edeb gözle

Bir âlemdir kamu her an bu devr üzre döner devrân
Hakındır görünen her şan edeb gözle edeb gözle

Erenler izini izle uyûb-ı nefsini gözle
Kamu yerde Hakı özle edeb gözle edeb gözle

Eripdir tâc-ı rabbani komazlar her başa anı
Olagör Gaybî ruhani edeb gözle edeb gözle
s.156
 
XII

Münâcâtım budur senden ilâhî
Şeri'atle hakîkatden ayırma
2
Şeri'atde olalım emre kâim
Tarîkatde sivâ-yi aşka sâim
Hakîkatde bulalım zevk-i dâim
Şerî'atle hakîkatden ayırma
3
Hakikat benliğimiz eylesin çak
Me'ârif kalbimizi eylesin pak..
Tecelliyâta-mazhardır bu eflâk
Şeri'atle hakikatden ayırma
4
Haremdir Hakta'âlâya şerî'at
Sarây-ı hâsdır ruh u tarikat
Vücûd-u zât-ı pakidir hakikat
Şerî'atle hakikatden ayırma
5
Şeri'atle olalım Gaybî fânî
Tarîkatle bulalım yeni canı
Cenah et zâtına ol iki hali
Şerî'atle hakikatden ayırma
s.157
 
XIII


Arif özün bilmeğe âdeme gel âdeme
Hakkı ayan görmeğe âdeme gel âdeme

Hakka giden doğru yol senden gider sende bul
Sa'y et seni sende bul âdeme gel âdeme

Her ne varsa âlemde örneği var âdemde
Bul seni sen bu demde âdeme gel âdeme

Ko bu zühd-ü- tâati terk edegör âdeti
Geç cümle halatı âdeme gel âdeme

Âdemdir sırr-ı Kur'ân âdemdir arş-ı rahman
Âdemdir zât-ı subhân âdeme gel âdeme

Âdem oldu âhıret anda bulunur cennet
Anda görünür hazret âdeme gel âdeme

Ol bi-nişân Gaybi bu demdir heman
Âdemdir Gaybi iman âdeme gel âdeme
s.158
 
Kâfiyet-tül-Ya

Mürid oldur hakîkatde muradından ola fâni
Yed-i pire ede teslim zimâm-ı cism ile canı
2  
Gönül levhin sile yekbâr anın kaydı havasından
Demâdem pertevin salan ola ol pîr-i nûrâni

Dil-i tâlibde bir zerre olursa hazz-ı cismânî
Ne mümkündür ki feth ola ana ol zevk-i rûlıâni

Ne denlü hüsn-ü hulk varsa anınla ola ol mevsûf
Nedenlü hulk-ı bed varsa gönülden çıkara anı

Havâ-yi nefsi terk eden melâ'ik rütbesin bulur
Mukarreb olamaz def etmeyen bu tab'-ı hayvanı
6
Seza mıdır müride bu ol iken eşref-i mevcûd
Bürüne sureta âdem donuna hûy-ı şeytanî

Şeyâtin ü sibâ ile behâim haddini gel geç
Hakîkatde ola sana müsellem mülk-i insanî
8  
Kibâr-ı evliya âşık demezler şol müride kim
Cemi-i hüsn-ü hulka anı irgürmiye irfanı
9  
Şeriatla dışın dolsa hakikatle derünun hem
Sırât-ı müstakim üzre olıcak gözle mizanı
s.159

10 
Mürid-i râh-ı rindân olmağa aşık isen tâlib
Sana gösterdi Gaybi işte bunda râh-ı merdânı
s.160

II

1 Bilir misin hakikatde nedir mey
   Demâdem dil mahabbetde ola hayy

2 Mahabbet camını elden bırakma
   Görüne gözüne her şeyde ol hayy

3 Hakikatde cihan bil ol cihandır
   Tecellîden ibâretdir kamu şey

4 Mahabbet âb-ü- deryadır hakikat
   Ki asla, nûş edenler olamaz, dey

5 Muhit olan gönül olmasa Gaybî
   İder midi bir anda âlemi tay
s.161

III

1 Er sözünü dinlemez zamane dervişleri
   Dinlese de anlamaz zamane dervişleri

2 Şerîate yüz yumaz tarîkate baş komaz
   Hakikate yaklaşmaz zamane dervişleri

3 Şehvet ardınca yiler neyi dilerse eyler
   Gördüğüne diş biler zamane dervişleri

4 Tenden ileri gitmez anın içün iş bitmez
   Can lezzetini tatmaz zamane dervişleri

5 Ten tamusunda yanar zehr-i zakkumu sunar
   Neye gerekse konar zamane dervişleri

6 Ten tadına aldanır anı bir kemâl sanır
   Mülhidliğe yeltenir zamane dervişleri

7 Ten sıfâtdır candır zât tende kalan oldu mat
   Nefs ordusun besledi zamane dervişleri

8 Anlamadı er sırrın avrat iken der erim
   Silmedi gönül kirin zamane dervişleri

9 Gönül nedir bilmedi Hakkı anda bulmadı
   Can amelin kılmadı zamane dervişleri
 
10 Can ameli sevidir gönül anın evidir
    Nefs etinin kuludur zamane dervişleri

11 Er yoluna ko varı eri sev ol ârı
    Bal yapamaz her arı zamane dervişleri
s.162
 

12 Emek çekendir eren gönül evine giren
    Hakkın cemâlin gören şeyhimin dervişleri

13 Er işine bakdılar ol tarafa akdılar
    Adın arif takdılar zamane dervişleri

14 Er yoluna düşmedi aşk oduna pişmedi
    Büsbütün tutuşmadı zamane dervişleri

15 Gece gündüz ağlamaz can u ciğer dağlamaz
    Ere gönül bağlamaz zamane dervişleri

16 Can yolundan usanır ten yoluna bulanır
    İşini bitdi sanır zamane dervişleri

17 Tadmış şehvet tadını vahdet komuş adını
    Cehennemin odunu zamane dervişleri

18 Bu değildir mahabbet mal vere yahud avrat
    Gönlü vermez hakikat zamane dervişleri

19 Yokdur er izin izler herkes gaybı gizler
    Nefis kolayın gözler zamane dervişleri

20 Şer bozdular Gaybî hünersiz dediler
    Yecüc gibi baş ezdiler zamane dervişleri

21 Büründüler celâli görmediler cemâli
    Bilmediler kemâli zamane dervişleri

22 Derviş isen hakikat kanı sende hakikat
    Başdan başa pür-zulmet zamane dervişleri

23 İlim gerektir canda amel gerekdîr tende
    Kulak vermez bir nebze zamane dervişleri
s.163
 
24 Suretlerin düzerler gönüllerin bozarlar
    Er yolunda asarlar zamane dervişleri

25 Yol sandılar lezzeti edip türlü zilleti
    Aşk sandılar şehveti zamane dervişleri

26  Aşk haberin duymadı er sözüne uymadı
     Bildiğine doymadı zamane dervişleri

27  Teni dolu canı boş şirk ağusın eder nûş
      Ya sersemdir ya serhoş zamane dervişleri

28  Gerçek âşık olana can u başa kıyana
      Bir şey olmaz bahane zamane dervişleri

29  Ten postundan yüzülmez yüreğ hiç üzülmez
      Benliği hiç bozulmaz zamane dervişleri

30  Ağlamadan gülsem der boşalmadan dolsam der
     Zahmetsizce ölsem der zamane dervişleri

31  Bir nesakdır bu cihan can dânedir ten saman
     Samanda kaldı heman zamane dervişleri

32  Aşk evidir hamam girsin soyunsun tamam
     İşte hatm oldu kelâm zamane dervişleri

33  Gaybi sözün cümle hak hanı işidir kulak
     Dutmaz oldular yarak zamane dervişleri
s.164
 
IV

l   Güneş içre çerâğ ile ararsın şems-i tabanı
    Akıl gözü ile görmek dilersen mâh-ı rehşânı

2   Akıl ermez bu göz görmez dile gelmez bu bir sırdır
     Muhit-i küll-i şeyi olan bu sırdır eyle iz'ânı

3   Bu sırdır (kenz-i mahfî), yim diyen Hakkın lisanından
     Olupdur ma'nî-i âdem bu sırrın ma'deni kânı

4   Bu sırra ermek istersen bu sırrın ehlin ara bul
     Feda eyle yoluna ehl-i sırrın cism ile canı

5   Huzurunda oturdukça teveccüh üzre ol daim
     Hakikat böyledir bilgil bu sırrın resm-ü erkânı

6   Huzurunda huzûr-u kalb üe mahv-i vücûd eyle
     Müdâmi her nefesde kalbinin olgıl nîgehbânı

7   O sırrın sahibine hâne-i dilden niyaz eyle
     Gönül gözü İle bak sen yüz ile bekle hizanı

8   Bu hâl üzre teveccüh, üzre olsun her nefes her an
     İrişir canına ol zât-ı pâkin feyz-i rahmani
s.165


9  Vücûdun şehrine irgür gönülde beyt-i ma'müra
    Bir âyine görürsen kim görürsün arş-ı rahman,

10 İki mülk-ü muazzamdır görürsün mâlik-ül-mülk bir
    Birisi arş-ı rahmani birisi beyt-i yezdânî

11 Biri nur bir zulmet biri vahdet biri kesret
    İkisi ayn-ı vahid oldu nûrâni-vü- zulmâni

12 Göründü mâlik-ül- mülk iki mülk-ü ayn-ı vâhidden
    Olupdur berzahı cennet hakikat sırrı insani

13 İki hazret durur bilgil gibi vâcib biri imkân
    Birisi sırr-ı vicdani birisi kayd-ı imkânı
s.166
 

Bismillâhirrahmânirrahîm

Sureti şems-i hakikat burcudur bî-iştibâh
Sîreti bu âleme feyz eden o nûr-ı ilâh

Fâil-i kabil kemâli andan alır aşikâr
Anda zahirdir cemâl-i zât-ı pâk-i Girdgâr

Zât ile ol ibtidâ oldu vücûd-u âleme
Akıbet ol intiha oldu şuhûd-ı âdeme

Alem u adem tufeylidir o can-ı âlemin
Burc-u maşrık burc-u mağrib çarhıdır ol hâtemin

Burc-u maşrıkta cemâli nurudur devvâr olan
Burcu mağribde celâli nurudur seyyar olan

Bil cemâl ile celâlin berzahıdır ol kişi
Lûtf u kahrı işler ol yüzlerden işleyen işi

Remz edip Haydar der araf erlerinden bir erim
İstivâ üzre cemâl ile celâle mazharım

(Men aref) sırrın bilenler bildiler ol âdemi
Özüne arif olanlar bildiler çün bu demi

Özünü bilmek kişi bu âdemi bulmak durur
Bulucak bu âdemi rengine boyanmak durur
s.167
 

Alem-ü-âdem cihanın özü oldur ol vücûd
Ol vücûda yüzünü tut dâ'ima eyle sücûd

Her şecer kökün yere sokmuş özünden feyz alır
Kendi tohumundan konulan meyveyi anda bulur

Âdem isen sen dahi ol-âdeme say et eriş
Div olma âdem ol bigâne olma ol biliş

Cümle âdem can u ol cân-ı cihan cânındadır
Cümle şeyin aslı olan gevher anın kanındadır

Alem âdem ne var ise zerredir ol âfitâb
Nokta-i harf kitabı oldurur ümm-ül- kitâb

Zerrelikden kurtulup ol âfitâba ere gör
Katrelikden kurtulup ol bahr-i zâta ere gör

Kim 'ki ol bahr-i hakikatden haberdâr olmadı
Kaldı ol ketm-i ademde Hak ile yâr olmadı

İster ise ol kişi ezberlesin yüzbin kitâb
İster ise bir su'âla söylesin yüzbin cevâb

İster ise ol kişi hükmünde olsun feylesof
Matla'ı şems olmaz İse tâli'i bulur küsüf

Zikr olan ahvâli bilgil ehl-i hâlin hâlidir
Sanma kim zahirdeki erbâb-ı kâlin kâlidir

Neş'e-i uhrâda rahat İsteyen dinler bunu
Alem-i ukbâda rahmet isteyen dinler bunu

Şol kim anın sureti suretlerinin aslıdır
Şol kim anın sîreti siretlerinin aslıdır
s.168
 
Ol asıllar hürmetiçün Hak bizi ayırmasın
Bu sırât-ı müstakimden aklımız şaşırmasın

Asl-ı âlem asl-ı adem o kişinin zâtıdır
Ol hakikat şemsidir âlem kamu zerrâtıdır

Bu sıratın iki canibi celâl ile cemâl
Bu ikinin istivasından ubûr eder kemâl

Âlem âdem oldurur oldur sırât-ül- müstakim
Bu sıratın yolunu fehm eylemez dîv-i recim

Bî-nişân-ü- lâ-mekânın (kenz-i mahfî) si ol er
Senliğinden kurtul evvel budurur doğru haber

Kim ki sıdk ile hem ol er gönlüne mazhar olur
Şule-i şems-i hidâyet ol zaman rehber olur

Mazhar olmaz bil bu sırrın ilmine ins ü melek
Hak budur vallahü alem bakisin olmaz demek

Bilmek istersen bu kamin nükteyi ey nâmdâr
Zât-ı Bârî her zaman bir burcdan olur aşikâr

Gözlüler ol burcda aynen gördüler dîdârını
Sildiler levhi gönülden kalbinin gubârını

Kalblerin (anestü nâra) nuruna vakf etdiler
Özlerini ol sa'âdet burcuna atf etdiler

Ol sa'âdet burcunun evsâfını buründüler
Ol sa'âdet~burcu ile doğdular dolandılar

Âteş-i aşk u mahabbetdir gıdası bunların
Derd alup dermanı vermekdir devası bunların
s.169

Zerresi ol ateşin bir tiz kığılcım gibidir
Her nefes artar hakikat nârının tertilidir

Sen dahi ol nâr île yakmak dilersen özünü
Varını vermek ile almak dilersen Özünü

Perr ü bâlin yak hakikat nârına pervane ol
Mest-i câm-ı vahdet-i Hak hamrına peymâne ol

Talibi sa'y ile bul ol canların cananını
Bulmak ile olmaz ol bilmek gerek erkânını

Gönlünü âyine eyle ol hakikat nuruna
Doğa ol burcdan hakikat nuru sana görüne

Maşrık-ı şems-i hakikat garba tahvil eyleye
Yani ol nur burcunu tagyîr-ü- tebdil eyliye

Doğdu' magribden güneş denildiği ol sır durur
Park eden burcun bilir zahir olan bir sır durur

Burc-ü evvel suretinde külline etse udûl
Hâk-ü- bâd-ü- âb-ü âteş merkezi bilse usûl

Burc-u sânîde nümâyân olur envar-ı Hudâ
Budurur ayn-el- yakîn esrâr-ı sırr-ı Kibriya

Burc-u evvelde gören can burc-u sânîde görür
Görmeyen evvelde hem sânîde sergerdân olur

Cümle yoldan akreb olan Hak yolu bu yoldurur
Bulmayan bu yolu mahbûs kaldı kendi kuldurur

Kim ki buldu bu yolu varlıkdan âzâd oldu ol
Nuh felekden yukarı Hak ile âbad oldu ol
s.170
 
Burc-u mağrib çarhının burcundan oldular halas
Kurb-ı ev ednâda kudsîlerle buldu ihtisas 

Eyledi alây-i illiyyinde ol devri tamâm
Ahır oldu devresi hak ile buldu ihtitâm

Her ne şey kim sureti âlemde bulmuşdur vücûd
Da'imâ etmekdedir devr ile aslına sücûd

Cümle tesbih eyleyip devr eyleyen aslın arar
Kendi yolunca o her mazharda ser-gerdân gezer

Hubb-u zâtidir vücûda geldi kesret âlemi
Hubb-u zatî kaplamışdır âlemi-vü-âdemi

An-ı dâim mübtedâ vü merci olup âleme
An-ı dâ'im ruh olupdur âleme vü âdeme

An-ı dâ'im mazharıdır Hazret-i Gavs-ı cihan
An-ı dâ'imde tasarruf üzredir kutb-u zaman

Tayy ü neşri her zamanda gavs-ı âlem hükm eder
Kabz ü bast ile mekânda kutb-u âlem hükm eder

Bunların oldu misâli gökteki şem-ü- kamer
An-ı dâ'imde olur şems-ü- kamerde nur u fer

An-ı dâ'imdir zamanın bâtınî mâhiyyeti
Can kulağiyie işit anlamağa tut niyyeti

Evvel âhır ân-ı dâ'imde olupdur münderic
Alem âdem ân-ı dâ'imde olupdur mündemic

Bildin ise neydüğün aslın yücûd-u vahidin
Kimedir fehm eyle sırrını sücûd-u sâcidîn
s.171
 
Bâtınını vahidin vahdet bulupdur ehl-i Hak
Vahdete ermekliğe vuslat diyipdir ehl-i Hak

Zahirini vahidin fasl ile takrir etdiler
Bir hayâli nice te'vil ile ta'bir etdiler

Vahdet-ü- kesret hakikat itibaridir hemân
Aynı câridir cihanda dâima hükmü revân

Cümleden maksûd ol kim vahdeti maksûd ola
Kesretine vahdeti mescûd ola ma'bûd ola

Kesretine vahdeti bahş eyliye feyz-i vücûd
Vahdetine kesreti kulluk edip ede sücûd

Kesret-ü- vahdet denilen ayn-ı vahiddir hemân
Ayn-ı vâhid ayn-ı alemdir hakikat bil ayan

Ayn-ı âlem bâtının vahdetle mevsûf eyledi
Hem dahi bil zahirin kesretle ma'rûf eyledi

Her ne denlü varsa âlem halkının suretleri
Ayn-ı vâhid suretidir kesret-ü- vahdetleri

Ayn-ı vâhid iktizâsından ne kim mevcud olur
Ayn-ı vâhid halk-ı mevcuda ayan meşhûd olur

Halk-ı mevcud her kaçan vaktiyle ma'dûm ola at
Sûret-i misliyyesi nev'inden mefhûm olalar

Ayni olmaz suret-i misliyyesi mevcud olur
Nev'-i evvel vechinin mislinde ol meşhûd olur

An-ı dâ'imde görünür nevbenev bunca şu'ûn
Bir tecellîdir görünen geh zuhûr-u- geh butun
s.172
 
Bil hakikat cümle âlem bir tecellîdir heman
Bir tecellîden zuhur etdi zemîn-ü-asumân

Cümle eşya kendi nev'iyle libâs giyindiler
Gahi ma'dûm gâhi mevcûd suretin büründüler

Cümlesi misli libâsın giydiler bil ey sa'îd
Şâhid istersen bu kâfi "Kul kefa billâh şehid"

Bu mezâhir ayn-ı vâhid nurunun mi'râtıdır
Her nevî'de zahir olan hüsn-ü vahid zâtıdır

Her bîrinden her nevî'den her misilden görünen
Ayn-ı vâhiddir bilen ü hem yine ol işiden

Ayn-ı vâhid farz olunsa olmak üzre âfitâb
Bunca eşkâl suretinde zahir olsa âb u tâb

Cümle suretler şekiller olsalar mahv-ü- fena
Âfitâba zerre mikdânnca noksan olmaya

İki âlem ayn-ı vâhidden olupdur çün ayan
Ehline gayet ayan nâ-ehline olmuş nihân

Biri icmal âlemidir biri tafsil âlemi
Bu iki âlem kemâlini bilendir âdemi

Ol kî icmal âlemidir âlem-i kuvvet denir
Müfredatın mebde'idir âlem-i kudret denir

Ol ki tafsil âlemidir âlem-i fasl oldu nâm
Müfred oldu nâ-mürekkeb yer içer oldu tamâm

Müfredat olur mürekkeb hem mürekkeb müfredat
Alem-i tafsilde olupdur mürekkeb unsurat
s.173

Âlem-i fi'l âlem-i kuvvet iki âlemdurur
Ayn-ı vâhid bu iki âlemde sır bir demdurur

Âlem-i kuvvet cihanından gelir bîr kârbân
Çârsû-yı âlem-i tafsilde olur ayan

Müfredat terkibi gelmekde temessül etmede
Hem mürekkeb müfredatında tahammül etmede

Bu iki âlem tecellidir hemân terkibdir
Biri zahir biri bâtın hâline tertîbdir

İki âlem tahtgâhı üzre hân olmuşdurur
Ayn-ı vâhid bu iki âlemde can olmuşdurur

Ayn-ı vâhid denilen hem kâinatın özüdür
Cümlede devr eyleyen söz ayn-ı vâhid sözüdür

Ayn-ı vâhid bu iki âlemde hükmünü sürer
İki defterdir bîrin açar birin kapar dürer

Kârbân-ı âlem-i kuvvet müdâm gelmekdedir
Kârbân-ı âlem-i tafsil' müdâm gîtmekdedir

Reng-i bi-reng reng-ü-elvân ile gün hemreng olur
Her levin bir gayri levh sandı o biferheng olur

Her kaçan eşkâl-ü- elvan mahv olup bozulsalar
Bahr-i bl-rengin içinde cem' olup düzülseler       '.

Cümle renkler ikilikden kurtulup bir zât olur
(Küllü şey halik) görünür vech-i Hak isbât olur.

Da'imâ icmâliden tafsile, gelmek üzredir
Dâima 'tafsilden icmale gitmek üzredir
s.174
 
Ayn-ı vâhid hükmüdür icmâl-ü- tafsil eyleyen
Ân-ı dâ'im emridir terkib u tahlil eyleyen 

Şol kişidir kurtulan terkîbden tahlilden
Şol kişi oldu halâs icmalden tafsilden

Ayn-ı vâhid eyleyen icmalini tafsilini
An-ı dâ'im eyleyen terkibini tahlilini 

Cümle mevcudatı me'mûr kendüyi âmir gör 
Cümle eşyada özünü hâzır-u-nâzır göre

Cümle mevcudatı âbid kendini mabûd göre
Cümle mevcudatı sâcid kendini mescûd göre

Cümle dillerde söz olup söylenen kendi ola
Cümle özlerde öz olup özlenen kendi ola

Cümle lezzetlerde lezzet bahş olan kendi ola
Hüsnü hasnâ yüzlerinde nakş olan kendi ola

Perdesi ola cihan ol perde ardında nihân
Perdeyi kaldırsa hep kendi ola cümle ayan

Şol kişi kim hâlini bu hâle irgürmüş ola
Ayn-ı vâhid vahdetiyle kesreti görmüş ola

Kün fekânın kıblesi olmuş ola ol şeksizin
Kim görürse yüzünü görmüş ola Hakkın yüzün

Durduğu oturduğu söylediği hikmet olur 
Merhametle her kime kılsa nazar devlet bulur

Bu velinin vech-i pâki kıblesidir âlemin
Akdemidir alemidir cümle nev'-i, âdemin 
s.175
 
Alem-i bâtında oldur cümle cân-ı muktedâ
Alem-i zahirde âlim ana eyler iktidâ

Bûnumâ-yi âlem-ü- âdemdürür ol bî-gümân
(Küntü kenz) in kânıdır oldur nişân-ı bî-nişân

Gokde yıldızlar yüzün görmek için cünbüşdedir
Çar rükn ana erişmeklik için yarışdadır

Bu kemâl ile yine ol acz ile dirlikdedir
Yaradılmışda kamu mahlûk ile birlikdedir

Acz ile dirlikdedir ol kişinin sermayesi
Hulk ile hoş halk ile sulh etmededir mayesi

Yaradılmışda ne kim var ise ol birlikdedir
Zâhir-ü- bâtında ol hoş hulk ile dirlikdedir

Her nefes hâzır mâ'Allah her zaman âgâhdadır
Durması oturması söylemesi Allâhdadır

Eylemişdir ol ubûdiyyet makamında karâr
Her nefesde kalbe zahirdir cemâl-i Girdigar

İşidip her zerreden İnni ena Allâhı ayan
Sırını kabil değildir eylemek şerh-ü- beyân

Zahirinde halk-ı âlem anı idrâk eylemez
Lik Hak tâliblerinden lütfü imsak eylemez

Meskenetle hulk ile ol halk ile sohbet eder
Herkesin aklınca söyler lûtf ile ülfet eder

Razı olsa sohbetine her kim istidâd ile
Müstefid olur hakikat feyz ile irsal ile
s.176
 
Merhametle bir kişiye eylese lütfü nazar
Muhtasarken ol kişi âlemde olur mu'teber

Kavli pâk-ü- fi'li pâk-ü- hulkı pâk-ü- hâli pak
Zahirini bâtınını eylemişdir tâbnâk

Bakışında gözlerinde hassa-i iksiri var
Sözlerinde söyledikde neş'e-i te'sîri var

Sıdk ile ihlâs ile her kim ana olsa karin
Vâsıl-ı Hak olsa ol ayn-el-yakîn Hakk-el-yakîn

Halk-ı âlemden elini dilini çekmişdir ol
Şahrahı enbiyâdır ol kişi kendini bul

Zât-ı pâki kibriyâya eylemişdir ittikâ
İsri mirât-ı Hüdâya eylemiştir iktizâ

Şöyle bilgil fasl-u- cins-ü- cüz'-ü- küll hadis kadîm
Hem dahi cevher araz hâl-ü- mahal kalb-i selim

Cümleyi cami' bisât olmusdurur canı anın
İstivâsıdır ne denlü var İse canı tenin

Cümle zerrât-ı cihân-ı cana kurs-u âfitâb
Nuru andan ahz ederler âfitâb-ü- mâhitâb

Hüsne mensûb vech-i eşyada ne varsa ey cevân
Bir varakdır heb anın hüsnü kitabından heman

Bu zemin-ü- asumanın nün anın zâtıdır
Okunan dillerde anın mushaf-ı âyâtıdır

Kâinata illet-î gâ'î olupdur vahdeti
Vahdetinin halvetinden zahir olur celveti    
s.177

Vahdetinin nefhasıdır kâ'inâtı seyr eder
Bir tecelli sırrıdır geh ayn eder geh gayr eder

İhtİIâfâta sebeb esmanın ahkamıdır
Her bir ismin taht-ı hükmünde olan en'âmıdır

Mümkinâtın mâyesi bil hikmet-i esma kamu
Nûr-u zâtın sayesi bil esfel-ü- a'lâ kamu

Zât-ı Hakdan şu kim esmâ-vü- sıfatı bilmedi
Mâye olan asl-u- fasl-ı mümkinâtı bilmedi

Şöyle bilkim her isim burcuna can olmuşdurur
Her isim bir cins cisminde ayan olmuşdurur

Her bir ismin nûr-ı burcuna hakikat oldular
Ya'ni her burcuna esma kenz-i hikmet oldular

Cümle esmâ-yı Hudâyı cami' Allah ismidir
Kevn-i câmi'de zuhurun ism-i a'zam kısmıdır

Cân-ı âlemdir ol âlem kevn-i cami' cismidir
Kevn-i câmi'de olan bil ism-i a'zam kısmıdır

Arif oldur kendi isti'dâdına arif ola
Cümle ismin hükmüne esrarına vâkıf ola

Bu tarikde niceler bu sırra vâkıf olmadı
Kendi isti'dâdının hükmüne arif olmadı

Düşmemişdi anların meşrebleri bu hikmete
Sa'y edip erişmediler rahata vü rahmete

Bazılarda ilmini esmanın, ikrar eyledi
Sâhib-i esmayı ol gördükde inkâr eyledi
s.178
 
Fıtnat-ü- akl-ü- kiyaset ile olur sandılar
Râh-ı Hakda kat'-ı menzil etmeden usandılar

Şol kişi kim iki kerre doğmamışdır anadan
Ol kaçan fariğ olur emmâreden efsâneden

Anasından iki kerre doğmaya bir âdemi
İki âlem sırrına ermez ve bulmaz bu demi

Bu yolun sermâyesinin mâyesi oldu geliş
Şol kişide kim geliş olmaya olmaya biliş

Zât'i Bari lûtfuna mazhar olanlar geldiler
Etdiğini istediler aradılar buldular

Kûh-u kafa azm edip ankâyı anda buldular
Öldüler ölmezden evvel Hak ile Hak oldular

Oldu bunlar kulle-i kaf-ı kanâ'atde mukim
Mazhar etdi bunları öz zâtına rabb-ür- rahim

Oku (vâ şevkah) hadisin bunları vasfında uş
Her kaçan sohbetlerinde hâzır oldun ol hamuş

Fahr-ı âlem bunların hakkında ihvânî dedi
Bu hadisi on sekiz bin âlemin canı dedi

Kim dilerse aşinalık Hazret-i Allah ile
Sohbet etsin sıdk ile ol kavm-i ehlullâh ile

Bunların sohbetleridir kimya vü kibriyâ
Kulluk eyle bunlara can ile bi-kibr-ü-riyâ

Gerçi kim zahirde bunlar halk île sobbetdedir
Kalb ile bâtında halkdan her nefes uzletdedir
s.179
 
Sureta halk ile olmak bulara ar ey cevân
Her nefesde Hakkiledir kalbleri bî-in-ü-ân

Gavs-ı âlem kutb-u âdemdir bulara muktedâ
Ol imâm-ı dine bunlar eylemişdir iktidâ

Hak Ta'âlâ bunları mestur u mağfur eyledi
Kalblerini lûtf ile pür nûr-u-ma'mûr eyledi

Bu güruha asfiya dilinde derler ahfiyâ
Bu güruh içinde zahir oldu sırr-ı evliya

Cezbetullâh ile bunlar mest-i meczûb oldular
Sevdiler sevildiler mergûb u mahbûb oldular

Üçler kırklar yediler her zaman bunlardadır
Hem nişân-ü- hem ayân-ü- hem nihân bunlardadır

Hem celâl-ü- hem cemâl-ü- hem kemal bunlardadır
Hem su'âl-ü- hem cevâb-ü- hem visal bunlardadır

Bunların ta'rif-ü tavsifinde kasırdır lisân
Bunlar için devr eder bilgil zemîn-ü- asuman

Tâlib olsa taşrada bir kimse isti'dâd ile
Rehber olan içerü alır anı imdâd ile

Cezbe-i rahman ile olur müşerref ol kişi
Cezbe-i rahman olur her gerdişi vü cünbisi

Âteş-i aşk-u- mahabbet cânına te'sîr eder
Aklını vü canını ser-tâ- kadem iksir eder

Şıbgatullah ile ol can rengi bi-rengi olur
(Küntü kenzen) kenzini aklında canında bulur
s.180
 
Her kılı bir göz olur âlem ana bir yüz olur
On sekiz bin âlemin ilmi ana bir söz olur

Ol zaman ol can diliyle remz eyler bu sözü
Her cihetde gördü Rabbim yüzünü gönlüm gözü

Yani Hak âyinesinden gördü kendi yüzünü
İkilik gitdi bir oldu yavu kıldı özünü

Sahra geldi gördü âlem sûret-i rahman imiş
Her nevi'de her bedende can olan bir can imiş

Halk-ı âlem gözlerinde gözleyen bir göz imiş
Cümle âlem dillerinde söylenen bir söz imiş

Söz imiş görmüş hakikat âlemin mâhiyyeti
Nutk imiş bilmiş hakikat âdemin emniyyeti

Ol emânet nutk imiş kim arz olunmuş âleme
Ol emânet sığmamış âleme gelmiş âdeme

Ol söz olmuş zât-ı âdem sûret-i zâtı sıfat
Sûret-i âdem imiş bilmiş o dem Mir'ât-ı zât

Ol kişi kim kendi sözü zâtına yol bulmadı
Kendini diri "tutan zâtı sıfatı bilmedi

Senden alsa sözünü söz ise sende ne kalır
Söz durur can gidicek söyle ki tende ne kalır

Sende sen bu ben diyen bu söz değil midir ayan
Söz nihân oldukda bil suret dahi olur nihân

Beyt-i yezdândır dedi kalbe resûl-i Kibriya
Ol güzin-i asfiya vü enbiyâ vü evliya
s.181
 
Hem dahi kalbe vâsidir buyurdu ol resul
Bunda çok esrar izhâr eyledi ol pür-usûl

İmdi kalbde sözden artık nesne yokdur ey cevân
İster isen bu söze inanma istersen inan

Cümle eşyayı muhit oldu kelâm-ı lâ-yenâm
Lâ-yezâl-i bî-zevâl hükmüne eşya cümle ram

Söz durur her ibtidâya ibtidâ bil ihtida
Sûret-i âdemde zahir oldu evvel müntehâ

Söz denilen her nefesde zât-ı rahmandan gelir
Her nev'ide her şekilde her nefes bin can olur

Söyle farz eyle bu âlem bir büyük ebdân dürür
içi bir ünle dolu âlem ana yeksan durur

Ol büyük ebdândan eyler tecellî ol bir ün
Ol bir ün hükmünde devr eyler bu çarh-u-ay-ü- gün

Ol bir ündür harfi yok terkibi yokdur bi-nişân
Ol bir ünden zindedir bil akl-ü- rûh-ü- cism-ü- can

Ol bir ündür her zuhur cisminde olur bir nefes
Ol bir ündür her nefesde zahir olur söz beş

Budur enfâs-ı zarûriyye cihanın canıdır
Çar anâsır çar tebâyi' ol bir ün erkânıdır

Çar anâsır çar tabiat suretidir ol ünün
Hâkimidir gökdeki yıldızların ay-ü- günün

Sûr uruldukda ölüler dirilip hasr olduğu
Müfredat terkîb olup suretlere neşr olduğu
s.182
 
Sur da bir avaz bir ündür hakikat bil yakin
Kim işiden ölülerden dirilir ayn-el- yakın

iki âlem bir nefes oldu hakikat bî-gümân
Kâf u nün işitdi anı oldu ol ün kün fekîıi

Fâil-ü- kabil ikisi bir nefesden zindedir
Ol nefesden her kime feyz ermez ise nrıröedir

Ol ünün karşısına tutmuş yüzün kevn-ü- mekân
Her ne emr eder ise ol ün ola an ol zaman

Levn olan varlık hakikat zât-ı rahmandan gelir
Bir emirde ol bir ündür zât-ı sübhândan gelir

Sureti âlemde vü âdemde ol ün aşikâr
Kendine geldinse bak gör kim durur Perverdigâr

Zât-ı baht harf-i ganîdir ün eden âyin eden
Emrine emri münezzeh zâtı cism ü caniden

Akl-ı âkil zâtının sırrında sergerdân durur
Zâtına mir'ât olan canlar dahi hayran dm ar

Hem kime irfan ihsan eylese oî zât-ı pak
Zâtı nuruyla anın gönlünü eyler tâbnâk

ilmine âyine eyler ol kişinin zâtını
Zahir eyler enfüs-ü- âfâkdaki âyâtını

Cümîe evsâf ile ol yüzden özün izhâr eder
Ol yüze ihsan eder alır verir pazar eder

iki âlem bir tecellîsinden oldu aşikâr
Bir tecellîden cihanın varlığı ey nâmdâr
s.183
 
Cümle eşyanın vücûdu Hak ile mevcûddur
Cümle eşya mazhannda nûr-u Hak meşhûddur

Kendi nefsi ile eşya dâ'im-ü- kâim değil
Kendine kendi vücûdudur vücûd hâkim değil

Bir hayâl oldu cihanın varlığı mutlak hemân
Bir hayâlin zarfıdır bil bu zemin-ü- âsurnân

Ben dediğin sen dediğin hep me'âlindir senin
Her ne dersen bil hayâl içre hayalindir senin

Pes vücûdun küllisi tıldu hayâl içre hayâl
Hep vücûdun cümlesi oldu zılâl içre zılâl

Suretisin anın mirât-ı Hak deminde bî-misâl
Görünen mir'ât içinde' suretin oldu hayâl

Cirm-i mir'ât hâricinde yok vücûddan suretin
Bir nümayiş bir hayâl oldu vücûdu kesretin

Çün adem mutlak vücûddan varlığın mir'âtıdır
Anda tâbiş zât-ı pâkin nurunun zerrâtıdır

Pes adem âyinesi oldu vücûd-u mutlakın
Hem adem gencinesi oldu bu sırr-ı muğlakın

Yokluk üzre sabit oldu aşikâre bu kıdem
Varlığa âyine oldu ilm-i Hakda çün adem

Her kaçan âyinede seyr eylesen sen sûre. u;
Suretindir gördüğün zahir değildir

Muntabıkdır gördüğün aynı değil gayrı değil
Suretin aynını gör âyinede seyri değil
s.184


Her sıfat kim gösterir âyine bilmez sureti
Göz göre yüzün gören âdem görür bu rü'yeti

Ya'ni âdem ol zaman âyine oldu varlığa
Yokluk ol var ile mevcüd ola ire varlığa

Çün adem âyinesinden varlık oldu aşikâr
Cümle âdemden görünür vech-i pâk-i Girdigar

Cümle yokluk var görünür var ile zahir olur
Cümle yokluk sureti varlık ile bahir olur

Nevbenev kendi şu'ûnundan tecelli eyler ol
Bir tecellidir görünür gah urûc-u- geh nü

Bu mezâhir ihtilâfı biri iki gösterir
Mümltinât a'yânı sertâpâ bir emre muntazır

Her ne mikdâr addedersen yok merâyâya hisâb
Her mahal her nev'-i suret bî-hisâb-ü- bî-kitâb

Cümlede sâni' ehaddir her ne varsa az-ü- çok
Biri yüz bin gösterir varlık ehaddin varı yok

Gösterici varlığı yoklukdurur bellü beyân
Varlığın yoklukda iahâr eyledi ün bi-nişân

Bil adem âyine âdem âdemin aksi ayan
Pes bu aksin nûr-u aynı sûret-i âdem neman

Dîde-i âlem hakikat süret-i âdem durur
Alem-i âdemde cevlân eyleyen bir dem durur

Âlemin âyinesinden gördü âdem suretin
Adem imiş bildi âdem âlemin mâhiyyetin
s.185
 
Âlemin âyinesinden görünen âdem imiş
Kenz-i maha-ı ma'ni-i âdemde sır bir dem imiş'

Ma'ni-i âdem hakikat var denilen zât-ı pak
Kulluğunda devr edermiş âb-ü- âteş bâd-ü- hâk

Ma'ni-i âdem. imiş mir'âtı âlemde ayan
Ma'ni-i âdem imiş bilgil nişân-ı bî-nişân

Ma'nî-i âdem durur bil kıble-i âlem tamâm
Ma'nî-i' âdemde zahirdir kelâm-ı lâ-yenâm

Berzah-ı imkâna vâcib ma'nî-i âdem durur
Mecma-ül- Bahreyn olan âdemde aşkı dem durur

Sol kişi ahkâm-ı imkânına ger mağlûb ola
Nâr-ı duzah ol kişiye tâ ebed matlûb ola

Sol kişi kim gâlib ola anda ahkâm-ı vücûd
îki âlemde ola ol kişi mahbûb-ül- kulûb

Her kaçan ahkâm-ı imkâniyesi gâlib ola
Esfele meyi eyleye-vü- dûzaha ragıto ola

Gâlib olsa sâlikin canında ahkâm-ı vücûd
Mebdeine erişir meftûh ola gayb-ül-guyûb

Bil vücûd-ı mutlakın feyzi suverde çok durur
Kendi nefsinde konandan gayrı bir şey yok tr-irur

Ya'ni isti'dâd-ı zâti sende ne kondu ise
llm-i Hakda hangi ismin hükmünü buldu ise

Vârid olan varidatı kendi aslından alır
Sanma kim feyzi kişi bir gayrın aslından alır
s.186


Kendi isti'dâdına arif olan nâdir oiur
Müşkilât-ı âlemi halletmeğe kadir olur

Bulduğunda böyle bir arif kişi ver varım
Her nefesde anın île eylegil bâzânnı

Kendi isti'dâdı ile ita etdiğin andan işit
Her ne iş eyle der ise sen dahi öyle iş et

Kendi isti'dâdı ile zahir olur hem ata
Her ne suretden zuhur eylerse etsin mutlaka

Arif olsa bir kişi öz özü isti'dâdına
Arif olur ol kabul olduğunun bünyâduıa

Her ata kim abda ihsan olunur Allâhdan
Arifin mikdâr-ı isti'dâdıdır ol şandan

Mümteni' olan işi Allâha tecviz eyleme
Adetullâh sırrını akl ile tecviz eyleme

Her hakikat ilm-i Hakda şöyle bil mevcûd idi
Kabil isti'dâd-ı zâtı sa'y ile meşhûd idi

llm-i Hakda her kişinin zâtına bir iktizâ
Verdi âta külli şey'in halka-i sümmel-hedâ

Çünkü gayri yok durur âyâ neden bu kîl-u-kâl
Müşkül halletmek için eylese sâ'il su'âl

Cümle âlem Hak ise ger mâsivâ olan nedir
Cümle âlem mâsivâ ise Hûda olan nedir

işbu suretlerde cünbüş eyleyen kendi ise
Bu mezâhirde görünen söylenen kendi ise
s.187
 
Âlem-ü- âdem sıfât-u- zâtına mir'ât ise
Hak denilen halk denilen ikisi bir zât ise

Gelmeğe gitmek hakikat beş neye oldu müfîd
Ne ifâde istifâde eyledi pîr-ü- mürîd

Zât-ı baht-ı sırf ise cümlede sâri olan
Ayn-ı vâhid hükmü ise cümlede câri olan

Gelmek-ü- gitmekde hiç kimsede yoksa ihtiyar
Kendisi ise gelen giden hakikat her ne var

Kim olur a'lâ-yi illiyyîni me'vâ eyleyen
Kim olur nâr-ı cehim içinde cevlân eyleyen

Kıldan ince tiğden keskin sıratı kim geçer
Kim durur nâra düşen ya kuş gibi gider uçar

Kahr-u lütfün illeti vâhid ise bir zât ise
Bu mezâhir karına vü lûtfuna mir'ât ise

Kendi zâtı ise mir'ât-ı cihanda rû-nümâ
Kendini âyine kendi görür ise mutlaka

Ademin bildim diyü başında sevdası nedir
Hakka vâsi oldum deyü etdiği da'vâsı nedir

Hak budur kim Hak bilinmekden münezzeh zâtıdır
Yaradılmış zâtının varlığına isbâtıdır

Bir kişi hiç kendi zâtından haberdâr olmadı
Görünen eşyada bir şey kendiden var olmadı

Âlemin hergiz vücûdu yoğiken var görünür
Sol seraya benziyor ayn ile suret görünür
 
Şöyle kim âlem ademdir hiç vücûdu yok durur
Çün adem âyinedir varlık ademden görünür
s.188

Varlık olsa varlığını cümle şey halik olur
Bu türâb içre görünen mülk gider mâlik kalır

Yok durur âlem ademden var olanda yok durur
Bu iki yokdan bilinen bilinen de yok durur

Çün adem âlemdurur âlem ademdür bî-gümân
Bu adem âyinesinden vechî bakidir heman

Zât-ı pak âyinedir zerrât-ı âlem serbeser
Her eserde ol müessir her eser andan eser
s.189
XI


İkilik yoluna gitme edeb gözle edeb gözle
Kimesne gönlün incitme edeb gözle edeb gözle

Her azayı öğüt sakla cila ver nefs île akla
Demadem var gönül yokla edeb gözle edeb gözle

Müeddeb ol şer'iatla müaehheb ol tarikatle
Mümessek ol hakikatle edeb gözle edeb gözle

Gönülden şirki sürdünse varıp birliğe erdinse
Hakı her yerde gördünse edeb gözle edeb gözle

Bir âlemdir kamu her an bu devr üzre döner devrân
Hakındır görünen her şan edeb gözle edeb gözle

Erenler izini izle uyûb-ı nefsini gözle
Kamu yerde Hakı özle edeb gözle edeb gözle

Eripdir tâc-ı rabbani komazlar her başa anı
Olagör Gaybî ruhani edeb gözle edeb gözle
s.156
 
XII

Münâcâtım budur senden ilâhî
Şeri'atle hakîkatden ayırma
2
Şeri'atde olalım emre kâim
Tarîkatde sivâ-yi aşka sâim
Hakîkatde bulalım zevk-i dâim
Şerî'atle hakîkatden ayırma
3
Hakikat benliğimiz eylesin çak
Me'ârif kalbimizi eylesin pak..
Tecelliyâta-mazhardır bu eflâk
Şeri'atle hakikatden ayırma
4
Haremdir Hakta'âlâya şerî'at
Sarây-ı hâsdır ruh u tarikat
Vücûd-u zât-ı pakidir hakikat
Şerî'atle hakikatden ayırma
5
Şeri'atle olalım Gaybî fânî
Tarîkatle bulalım yeni canı
Cenah et zâtına ol iki hali
Şerî'atle hakikatden ayırma
s.157
 
XIII


Arif özün bilmeğe âdeme gel âdeme
Hakkı ayan görmeğe âdeme gel âdeme

Hakka giden doğru yol senden gider sende bul
Sa'y et seni sende bul âdeme gel âdeme

Her ne varsa âlemde örneği var âdemde
Bul seni sen bu demde âdeme gel âdeme

Ko bu zühd-ü- tâati terk edegör âdeti
Geç cümle halatı âdeme gel âdeme

Âdemdir sırr-ı Kur'ân âdemdir arş-ı rahman
Âdemdir zât-ı subhân âdeme gel âdeme

Âdem oldu âhıret anda bulunur cennet
Anda görünür hazret âdeme gel âdeme

Ol bi-nişân Gaybi bu demdir heman
Âdemdir Gaybi iman âdeme gel âdeme
s.158
 
Kâfiyet-tül-Ya

Mürid oldur hakîkatde muradından ola fâni
Yed-i pire ede teslim zimâm-ı cism ile canı
2  
Gönül levhin sile yekbâr anın kaydı havasından
Demâdem pertevin salan ola ol pîr-i nûrâni

Dil-i tâlibde bir zerre olursa hazz-ı cismânî
Ne mümkündür ki feth ola ana ol zevk-i rûlıâni

Ne denlü hüsn-ü hulk varsa anınla ola ol mevsûf
Nedenlü hulk-ı bed varsa gönülden çıkara anı

Havâ-yi nefsi terk eden melâ'ik rütbesin bulur
Mukarreb olamaz def etmeyen bu tab'-ı hayvanı
6
Seza mıdır müride bu ol iken eşref-i mevcûd
Bürüne sureta âdem donuna hûy-ı şeytanî

Şeyâtin ü sibâ ile behâim haddini gel geç
Hakîkatde ola sana müsellem mülk-i insanî
8  
Kibâr-ı evliya âşık demezler şol müride kim
Cemi-i hüsn-ü hulka anı irgürmiye irfanı
9  
Şeriatla dışın dolsa hakikatle derünun hem
Sırât-ı müstakim üzre olıcak gözle mizanı
s.159

10 
Mürid-i râh-ı rindân olmağa aşık isen tâlib
Sana gösterdi Gaybi işte bunda râh-ı merdânı
s.160

II

1 Bilir misin hakikatde nedir mey
   Demâdem dil mahabbetde ola hayy

2 Mahabbet camını elden bırakma
   Görüne gözüne her şeyde ol hayy

3 Hakikatde cihan bil ol cihandır
   Tecellîden ibâretdir kamu şey

4 Mahabbet âb-ü- deryadır hakikat
   Ki asla, nûş edenler olamaz, dey

5 Muhit olan gönül olmasa Gaybî
   İder midi bir anda âlemi tay
s.161

III

1 Er sözünü dinlemez zamane dervişleri
   Dinlese de anlamaz zamane dervişleri

2 Şerîate yüz yumaz tarîkate baş komaz
   Hakikate yaklaşmaz zamane dervişleri

3 Şehvet ardınca yiler neyi dilerse eyler
   Gördüğüne diş biler zamane dervişleri

4 Tenden ileri gitmez anın içün iş bitmez
   Can lezzetini tatmaz zamane dervişleri

5 Ten tamusunda yanar zehr-i zakkumu sunar
   Neye gerekse konar zamane dervişleri

6 Ten tadına aldanır anı bir kemâl sanır
   Mülhidliğe yeltenir zamane dervişleri

7 Ten sıfâtdır candır zât tende kalan oldu mat
   Nefs ordusun besledi zamane dervişleri

8 Anlamadı er sırrın avrat iken der erim
   Silmedi gönül kirin zamane dervişleri

9 Gönül nedir bilmedi Hakkı anda bulmadı
   Can amelin kılmadı zamane dervişleri
 
10 Can ameli sevidir gönül anın evidir
    Nefs etinin kuludur zamane dervişleri

11 Er yoluna ko varı eri sev ol ârı
    Bal yapamaz her arı zamane dervişleri
s.162
 

12 Emek çekendir eren gönül evine giren
    Hakkın cemâlin gören şeyhimin dervişleri

13 Er işine bakdılar ol tarafa akdılar
    Adın arif takdılar zamane dervişleri

14 Er yoluna düşmedi aşk oduna pişmedi
    Büsbütün tutuşmadı zamane dervişleri

15 Gece gündüz ağlamaz can u ciğer dağlamaz
    Ere gönül bağlamaz zamane dervişleri

16 Can yolundan usanır ten yoluna bulanır
    İşini bitdi sanır zamane dervişleri

17 Tadmış şehvet tadını vahdet komuş adını
    Cehennemin odunu zamane dervişleri

18 Bu değildir mahabbet mal vere yahud avrat
    Gönlü vermez hakikat zamane dervişleri

19 Yokdur er izin izler herkes gaybı gizler
    Nefis kolayın gözler zamane dervişleri

20 Şer bozdular Gaybî hünersiz dediler
    Yecüc gibi baş ezdiler zamane dervişleri

21 Büründüler celâli görmediler cemâli
    Bilmediler kemâli zamane dervişleri

22 Derviş isen hakikat kanı sende hakikat
    Başdan başa pür-zulmet zamane dervişleri

23 İlim gerektir canda amel gerekdîr tende
    Kulak vermez bir nebze zamane dervişleri
s.163
 
24 Suretlerin düzerler gönüllerin bozarlar
    Er yolunda asarlar zamane dervişleri

25 Yol sandılar lezzeti edip türlü zilleti
    Aşk sandılar şehveti zamane dervişleri

26  Aşk haberin duymadı er sözüne uymadı
     Bildiğine doymadı zamane dervişleri

27  Teni dolu canı boş şirk ağusın eder nûş
      Ya sersemdir ya serhoş zamane dervişleri

28  Gerçek âşık olana can u başa kıyana
      Bir şey olmaz bahane zamane dervişleri

29  Ten postundan yüzülmez yüreğ hiç üzülmez
      Benliği hiç bozulmaz zamane dervişleri

30  Ağlamadan gülsem der boşalmadan dolsam der
     Zahmetsizce ölsem der zamane dervişleri

31  Bir nesakdır bu cihan can dânedir ten saman
     Samanda kaldı heman zamane dervişleri

32  Aşk evidir hamam girsin soyunsun tamam
     İşte hatm oldu kelâm zamane dervişleri

33  Gaybi sözün cümle hak hanı işidir kulak
     Dutmaz oldular yarak zamane dervişleri
s.164
 
IV

l   Güneş içre çerâğ ile ararsın şems-i tabanı
    Akıl gözü ile görmek dilersen mâh-ı rehşânı

2   Akıl ermez bu göz görmez dile gelmez bu bir sırdır
     Muhit-i küll-i şeyi olan bu sırdır eyle iz'ânı

3   Bu sırdır (kenz-i mahfî), yim diyen Hakkın lisanından
     Olupdur ma'nî-i âdem bu sırrın ma'deni kânı

4   Bu sırra ermek istersen bu sırrın ehlin ara bul
     Feda eyle yoluna ehl-i sırrın cism ile canı

5   Huzurunda oturdukça teveccüh üzre ol daim
     Hakikat böyledir bilgil bu sırrın resm-ü erkânı

6   Huzurunda huzûr-u kalb üe mahv-i vücûd eyle
     Müdâmi her nefesde kalbinin olgıl nîgehbânı

7   O sırrın sahibine hâne-i dilden niyaz eyle
     Gönül gözü İle bak sen yüz ile bekle hizanı

8   Bu hâl üzre teveccüh, üzre olsun her nefes her an
     İrişir canına ol zât-ı pâkin feyz-i rahmani
s.165


9  Vücûdun şehrine irgür gönülde beyt-i ma'müra
    Bir âyine görürsen kim görürsün arş-ı rahman,

10 İki mülk-ü muazzamdır görürsün mâlik-ül-mülk bir
    Birisi arş-ı rahmani birisi beyt-i yezdânî

11 Biri nur bir zulmet biri vahdet biri kesret
    İkisi ayn-ı vahid oldu nûrâni-vü- zulmâni

12 Göründü mâlik-ül- mülk iki mülk-ü ayn-ı vâhidden
    Olupdur berzahı cennet hakikat sırrı insani

13 İki hazret durur bilgil gibi vâcib biri imkân
    Birisi sırr-ı vicdani birisi kayd-ı imkânı
s.166
 

Bismillâhirrahmânirrahîm

Sureti şems-i hakikat burcudur bî-iştibâh
Sîreti bu âleme feyz eden o nûr-ı ilâh

Fâil-i kabil kemâli andan alır aşikâr
Anda zahirdir cemâl-i zât-ı pâk-i Girdgâr

Zât ile ol ibtidâ oldu vücûd-u âleme
Akıbet ol intiha oldu şuhûd-ı âdeme

Alem u adem tufeylidir o can-ı âlemin
Burc-u maşrık burc-u mağrib çarhıdır ol hâtemin

Burc-u maşrıkta cemâli nurudur devvâr olan
Burcu mağribde celâli nurudur seyyar olan

Bil cemâl ile celâlin berzahıdır ol kişi
Lûtf u kahrı işler ol yüzlerden işleyen işi

Remz edip Haydar der araf erlerinden bir erim
İstivâ üzre cemâl ile celâle mazharım

(Men aref) sırrın bilenler bildiler ol âdemi
Özüne arif olanlar bildiler çün bu demi

Özünü bilmek kişi bu âdemi bulmak durur
Bulucak bu âdemi rengine boyanmak durur
s.167
 

Alem-ü-âdem cihanın özü oldur ol vücûd
Ol vücûda yüzünü tut dâ'ima eyle sücûd

Her şecer kökün yere sokmuş özünden feyz alır
Kendi tohumundan konulan meyveyi anda bulur

Âdem isen sen dahi ol-âdeme say et eriş
Div olma âdem ol bigâne olma ol biliş

Cümle âdem can u ol cân-ı cihan cânındadır
Cümle şeyin aslı olan gevher anın kanındadır

Alem âdem ne var ise zerredir ol âfitâb
Nokta-i harf kitabı oldurur ümm-ül- kitâb

Zerrelikden kurtulup ol âfitâba ere gör
Katrelikden kurtulup ol bahr-i zâta ere gör

Kim 'ki ol bahr-i hakikatden haberdâr olmadı
Kaldı ol ketm-i ademde Hak ile yâr olmadı

İster ise ol kişi ezberlesin yüzbin kitâb
İster ise bir su'âla söylesin yüzbin cevâb

İster ise ol kişi hükmünde olsun feylesof
Matla'ı şems olmaz İse tâli'i bulur küsüf

Zikr olan ahvâli bilgil ehl-i hâlin hâlidir
Sanma kim zahirdeki erbâb-ı kâlin kâlidir

Neş'e-i uhrâda rahat İsteyen dinler bunu
Alem-i ukbâda rahmet isteyen dinler bunu

Şol kim anın sureti suretlerinin aslıdır
Şol kim anın sîreti siretlerinin aslıdır
s.168
 
Ol asıllar hürmetiçün Hak bizi ayırmasın
Bu sırât-ı müstakimden aklımız şaşırmasın

Asl-ı âlem asl-ı adem o kişinin zâtıdır
Ol hakikat şemsidir âlem kamu zerrâtıdır

Bu sıratın iki canibi celâl ile cemâl
Bu ikinin istivasından ubûr eder kemâl

Âlem âdem oldurur oldur sırât-ül- müstakim
Bu sıratın yolunu fehm eylemez dîv-i recim

Bî-nişân-ü- lâ-mekânın (kenz-i mahfî) si ol er
Senliğinden kurtul evvel budurur doğru haber

Kim ki sıdk ile hem ol er gönlüne mazhar olur
Şule-i şems-i hidâyet ol zaman rehber olur

Mazhar olmaz bil bu sırrın ilmine ins ü melek
Hak budur vallahü alem bakisin olmaz demek

Bilmek istersen bu kamin nükteyi ey nâmdâr
Zât-ı Bârî her zaman bir burcdan olur aşikâr

Gözlüler ol burcda aynen gördüler dîdârını
Sildiler levhi gönülden kalbinin gubârını

Kalblerin (anestü nâra) nuruna vakf etdiler
Özlerini ol sa'âdet burcuna atf etdiler

Ol sa'âdet burcunun evsâfını buründüler
Ol sa'âdet~burcu ile doğdular dolandılar

Âteş-i aşk u mahabbetdir gıdası bunların
Derd alup dermanı vermekdir devası bunların
s.169

Zerresi ol ateşin bir tiz kığılcım gibidir
Her nefes artar hakikat nârının tertilidir

Sen dahi ol nâr île yakmak dilersen özünü
Varını vermek ile almak dilersen Özünü

Perr ü bâlin yak hakikat nârına pervane ol
Mest-i câm-ı vahdet-i Hak hamrına peymâne ol

Talibi sa'y ile bul ol canların cananını
Bulmak ile olmaz ol bilmek gerek erkânını

Gönlünü âyine eyle ol hakikat nuruna
Doğa ol burcdan hakikat nuru sana görüne

Maşrık-ı şems-i hakikat garba tahvil eyleye
Yani ol nur burcunu tagyîr-ü- tebdil eyliye

Doğdu' magribden güneş denildiği ol sır durur
Park eden burcun bilir zahir olan bir sır durur

Burc-ü evvel suretinde külline etse udûl
Hâk-ü- bâd-ü- âb-ü âteş merkezi bilse usûl

Burc-u sânîde nümâyân olur envar-ı Hudâ
Budurur ayn-el- yakîn esrâr-ı sırr-ı Kibriya

Burc-u evvelde gören can burc-u sânîde görür
Görmeyen evvelde hem sânîde sergerdân olur

Cümle yoldan akreb olan Hak yolu bu yoldurur
Bulmayan bu yolu mahbûs kaldı kendi kuldurur

Kim ki buldu bu yolu varlıkdan âzâd oldu ol
Nuh felekden yukarı Hak ile âbad oldu ol
s.170
 
Burc-u mağrib çarhının burcundan oldular halas
Kurb-ı ev ednâda kudsîlerle buldu ihtisas 

Eyledi alây-i illiyyinde ol devri tamâm
Ahır oldu devresi hak ile buldu ihtitâm

Her ne şey kim sureti âlemde bulmuşdur vücûd
Da'imâ etmekdedir devr ile aslına sücûd

Cümle tesbih eyleyip devr eyleyen aslın arar
Kendi yolunca o her mazharda ser-gerdân gezer

Hubb-u zâtidir vücûda geldi kesret âlemi
Hubb-u zatî kaplamışdır âlemi-vü-âdemi

An-ı dâim mübtedâ vü merci olup âleme
An-ı dâ'im ruh olupdur âleme vü âdeme

An-ı dâ'im mazharıdır Hazret-i Gavs-ı cihan
An-ı dâ'imde tasarruf üzredir kutb-u zaman

Tayy ü neşri her zamanda gavs-ı âlem hükm eder
Kabz ü bast ile mekânda kutb-u âlem hükm eder

Bunların oldu misâli gökteki şem-ü- kamer
An-ı dâ'imde olur şems-ü- kamerde nur u fer

An-ı dâ'imdir zamanın bâtınî mâhiyyeti
Can kulağiyie işit anlamağa tut niyyeti

Evvel âhır ân-ı dâ'imde olupdur münderic
Alem âdem ân-ı dâ'imde olupdur mündemic

Bildin ise neydüğün aslın yücûd-u vahidin
Kimedir fehm eyle sırrını sücûd-u sâcidîn
s.171
 
Bâtınını vahidin vahdet bulupdur ehl-i Hak
Vahdete ermekliğe vuslat diyipdir ehl-i Hak

Zahirini vahidin fasl ile takrir etdiler
Bir hayâli nice te'vil ile ta'bir etdiler

Vahdet-ü- kesret hakikat itibaridir hemân
Aynı câridir cihanda dâima hükmü revân

Cümleden maksûd ol kim vahdeti maksûd ola
Kesretine vahdeti mescûd ola ma'bûd ola

Kesretine vahdeti bahş eyliye feyz-i vücûd
Vahdetine kesreti kulluk edip ede sücûd

Kesret-ü- vahdet denilen ayn-ı vahiddir hemân
Ayn-ı vâhid ayn-ı alemdir hakikat bil ayan

Ayn-ı âlem bâtının vahdetle mevsûf eyledi
Hem dahi bil zahirin kesretle ma'rûf eyledi

Her ne denlü varsa âlem halkının suretleri
Ayn-ı vâhid suretidir kesret-ü- vahdetleri

Ayn-ı vâhid iktizâsından ne kim mevcud olur
Ayn-ı vâhid halk-ı mevcuda ayan meşhûd olur

Halk-ı mevcud her kaçan vaktiyle ma'dûm ola at
Sûret-i misliyyesi nev'inden mefhûm olalar

Ayni olmaz suret-i misliyyesi mevcud olur
Nev'-i evvel vechinin mislinde ol meşhûd olur

An-ı dâ'imde görünür nevbenev bunca şu'ûn
Bir tecellîdir görünen geh zuhûr-u- geh butun
s.172
 
Bil hakikat cümle âlem bir tecellîdir heman
Bir tecellîden zuhur etdi zemîn-ü-asumân

Cümle eşya kendi nev'iyle libâs giyindiler
Gahi ma'dûm gâhi mevcûd suretin büründüler

Cümlesi misli libâsın giydiler bil ey sa'îd
Şâhid istersen bu kâfi "Kul kefa billâh şehid"

Bu mezâhir ayn-ı vâhid nurunun mi'râtıdır
Her nevî'de zahir olan hüsn-ü vahid zâtıdır

Her bîrinden her nevî'den her misilden görünen
Ayn-ı vâhiddir bilen ü hem yine ol işiden

Ayn-ı vâhid farz olunsa olmak üzre âfitâb
Bunca eşkâl suretinde zahir olsa âb u tâb

Cümle suretler şekiller olsalar mahv-ü- fena
Âfitâba zerre mikdânnca noksan olmaya

İki âlem ayn-ı vâhidden olupdur çün ayan
Ehline gayet ayan nâ-ehline olmuş nihân

Biri icmal âlemidir biri tafsil âlemi
Bu iki âlem kemâlini bilendir âdemi

Ol kî icmal âlemidir âlem-i kuvvet denir
Müfredatın mebde'idir âlem-i kudret denir

Ol ki tafsil âlemidir âlem-i fasl oldu nâm
Müfred oldu nâ-mürekkeb yer içer oldu tamâm

Müfredat olur mürekkeb hem mürekkeb müfredat
Alem-i tafsilde olupdur mürekkeb unsurat
s.173

Âlem-i fi'l âlem-i kuvvet iki âlemdurur
Ayn-ı vâhid bu iki âlemde sır bir demdurur

Âlem-i kuvvet cihanından gelir bîr kârbân
Çârsû-yı âlem-i tafsilde olur ayan

Müfredat terkibi gelmekde temessül etmede
Hem mürekkeb müfredatında tahammül etmede

Bu iki âlem tecellidir hemân terkibdir
Biri zahir biri bâtın hâline tertîbdir

İki âlem tahtgâhı üzre hân olmuşdurur
Ayn-ı vâhid bu iki âlemde can olmuşdurur

Ayn-ı vâhid denilen hem kâinatın özüdür
Cümlede devr eyleyen söz ayn-ı vâhid sözüdür

Ayn-ı vâhid bu iki âlemde hükmünü sürer
İki defterdir bîrin açar birin kapar dürer

Kârbân-ı âlem-i kuvvet müdâm gelmekdedir
Kârbân-ı âlem-i tafsil' müdâm gîtmekdedir

Reng-i bi-reng reng-ü-elvân ile gün hemreng olur
Her levin bir gayri levh sandı o biferheng olur

Her kaçan eşkâl-ü- elvan mahv olup bozulsalar
Bahr-i bl-rengin içinde cem' olup düzülseler       '.

Cümle renkler ikilikden kurtulup bir zât olur
(Küllü şey halik) görünür vech-i Hak isbât olur.

Da'imâ icmâliden tafsile, gelmek üzredir
Dâima 'tafsilden icmale gitmek üzredir
s.174
 
Ayn-ı vâhid hükmüdür icmâl-ü- tafsil eyleyen
Ân-ı dâ'im emridir terkib u tahlil eyleyen 

Şol kişidir kurtulan terkîbden tahlilden
Şol kişi oldu halâs icmalden tafsilden

Ayn-ı vâhid eyleyen icmalini tafsilini
An-ı dâ'im eyleyen terkibini tahlilini 

Cümle mevcudatı me'mûr kendüyi âmir gör 
Cümle eşyada özünü hâzır-u-nâzır göre

Cümle mevcudatı âbid kendini mabûd göre
Cümle mevcudatı sâcid kendini mescûd göre

Cümle dillerde söz olup söylenen kendi ola
Cümle özlerde öz olup özlenen kendi ola

Cümle lezzetlerde lezzet bahş olan kendi ola
Hüsnü hasnâ yüzlerinde nakş olan kendi ola

Perdesi ola cihan ol perde ardında nihân
Perdeyi kaldırsa hep kendi ola cümle ayan

Şol kişi kim hâlini bu hâle irgürmüş ola
Ayn-ı vâhid vahdetiyle kesreti görmüş ola

Kün fekânın kıblesi olmuş ola ol şeksizin
Kim görürse yüzünü görmüş ola Hakkın yüzün

Durduğu oturduğu söylediği hikmet olur 
Merhametle her kime kılsa nazar devlet bulur

Bu velinin vech-i pâki kıblesidir âlemin
Akdemidir alemidir cümle nev'-i, âdemin 
s.175
 
Alem-i bâtında oldur cümle cân-ı muktedâ
Alem-i zahirde âlim ana eyler iktidâ

Bûnumâ-yi âlem-ü- âdemdürür ol bî-gümân
(Küntü kenz) in kânıdır oldur nişân-ı bî-nişân

Gokde yıldızlar yüzün görmek için cünbüşdedir
Çar rükn ana erişmeklik için yarışdadır

Bu kemâl ile yine ol acz ile dirlikdedir
Yaradılmışda kamu mahlûk ile birlikdedir

Acz ile dirlikdedir ol kişinin sermayesi
Hulk ile hoş halk ile sulh etmededir mayesi

Yaradılmışda ne kim var ise ol birlikdedir
Zâhir-ü- bâtında ol hoş hulk ile dirlikdedir

Her nefes hâzır mâ'Allah her zaman âgâhdadır
Durması oturması söylemesi Allâhdadır

Eylemişdir ol ubûdiyyet makamında karâr
Her nefesde kalbe zahirdir cemâl-i Girdigar

İşidip her zerreden İnni ena Allâhı ayan
Sırını kabil değildir eylemek şerh-ü- beyân

Zahirinde halk-ı âlem anı idrâk eylemez
Lik Hak tâliblerinden lütfü imsak eylemez

Meskenetle hulk ile ol halk ile sohbet eder
Herkesin aklınca söyler lûtf ile ülfet eder

Razı olsa sohbetine her kim istidâd ile
Müstefid olur hakikat feyz ile irsal ile
s.176
 
Merhametle bir kişiye eylese lütfü nazar
Muhtasarken ol kişi âlemde olur mu'teber

Kavli pâk-ü- fi'li pâk-ü- hulkı pâk-ü- hâli pak
Zahirini bâtınını eylemişdir tâbnâk

Bakışında gözlerinde hassa-i iksiri var
Sözlerinde söyledikde neş'e-i te'sîri var

Sıdk ile ihlâs ile her kim ana olsa karin
Vâsıl-ı Hak olsa ol ayn-el-yakîn Hakk-el-yakîn

Halk-ı âlemden elini dilini çekmişdir ol
Şahrahı enbiyâdır ol kişi kendini bul

Zât-ı pâki kibriyâya eylemişdir ittikâ
İsri mirât-ı Hüdâya eylemiştir iktizâ

Şöyle bilgil fasl-u- cins-ü- cüz'-ü- küll hadis kadîm
Hem dahi cevher araz hâl-ü- mahal kalb-i selim

Cümleyi cami' bisât olmusdurur canı anın
İstivâsıdır ne denlü var İse canı tenin

Cümle zerrât-ı cihân-ı cana kurs-u âfitâb
Nuru andan ahz ederler âfitâb-ü- mâhitâb

Hüsne mensûb vech-i eşyada ne varsa ey cevân
Bir varakdır heb anın hüsnü kitabından heman

Bu zemin-ü- asumanın nün anın zâtıdır
Okunan dillerde anın mushaf-ı âyâtıdır

Kâinata illet-î gâ'î olupdur vahdeti
Vahdetinin halvetinden zahir olur celveti    
s.177

Vahdetinin nefhasıdır kâ'inâtı seyr eder
Bir tecelli sırrıdır geh ayn eder geh gayr eder

İhtİIâfâta sebeb esmanın ahkamıdır
Her bir ismin taht-ı hükmünde olan en'âmıdır

Mümkinâtın mâyesi bil hikmet-i esma kamu
Nûr-u zâtın sayesi bil esfel-ü- a'lâ kamu

Zât-ı Hakdan şu kim esmâ-vü- sıfatı bilmedi
Mâye olan asl-u- fasl-ı mümkinâtı bilmedi

Şöyle bilkim her isim burcuna can olmuşdurur
Her isim bir cins cisminde ayan olmuşdurur

Her bir ismin nûr-ı burcuna hakikat oldular
Ya'ni her burcuna esma kenz-i hikmet oldular

Cümle esmâ-yı Hudâyı cami' Allah ismidir
Kevn-i câmi'de zuhurun ism-i a'zam kısmıdır

Cân-ı âlemdir ol âlem kevn-i cami' cismidir
Kevn-i câmi'de olan bil ism-i a'zam kısmıdır

Arif oldur kendi isti'dâdına arif ola
Cümle ismin hükmüne esrarına vâkıf ola

Bu tarikde niceler bu sırra vâkıf olmadı
Kendi isti'dâdının hükmüne arif olmadı

Düşmemişdi anların meşrebleri bu hikmete
Sa'y edip erişmediler rahata vü rahmete

Bazılarda ilmini esmanın, ikrar eyledi
Sâhib-i esmayı ol gördükde inkâr eyledi
s.178
 
Fıtnat-ü- akl-ü- kiyaset ile olur sandılar
Râh-ı Hakda kat'-ı menzil etmeden usandılar

Şol kişi kim iki kerre doğmamışdır anadan
Ol kaçan fariğ olur emmâreden efsâneden

Anasından iki kerre doğmaya bir âdemi
İki âlem sırrına ermez ve bulmaz bu demi

Bu yolun sermâyesinin mâyesi oldu geliş
Şol kişide kim geliş olmaya olmaya biliş

Zât'i Bari lûtfuna mazhar olanlar geldiler
Etdiğini istediler aradılar buldular

Kûh-u kafa azm edip ankâyı anda buldular
Öldüler ölmezden evvel Hak ile Hak oldular

Oldu bunlar kulle-i kaf-ı kanâ'atde mukim
Mazhar etdi bunları öz zâtına rabb-ür- rahim

Oku (vâ şevkah) hadisin bunları vasfında uş
Her kaçan sohbetlerinde hâzır oldun ol hamuş

Fahr-ı âlem bunların hakkında ihvânî dedi
Bu hadisi on sekiz bin âlemin canı dedi

Kim dilerse aşinalık Hazret-i Allah ile
Sohbet etsin sıdk ile ol kavm-i ehlullâh ile

Bunların sohbetleridir kimya vü kibriyâ
Kulluk eyle bunlara can ile bi-kibr-ü-riyâ

Gerçi kim zahirde bunlar halk île sobbetdedir
Kalb ile bâtında halkdan her nefes uzletdedir
s.179
 
Sureta halk ile olmak bulara ar ey cevân
Her nefesde Hakkiledir kalbleri bî-in-ü-ân

Gavs-ı âlem kutb-u âdemdir bulara muktedâ
Ol imâm-ı dine bunlar eylemişdir iktidâ

Hak Ta'âlâ bunları mestur u mağfur eyledi
Kalblerini lûtf ile pür nûr-u-ma'mûr eyledi

Bu güruha asfiya dilinde derler ahfiyâ
Bu güruh içinde zahir oldu sırr-ı evliya

Cezbetullâh ile bunlar mest-i meczûb oldular
Sevdiler sevildiler mergûb u mahbûb oldular

Üçler kırklar yediler her zaman bunlardadır
Hem nişân-ü- hem ayân-ü- hem nihân bunlardadır

Hem celâl-ü- hem cemâl-ü- hem kemal bunlardadır
Hem su'âl-ü- hem cevâb-ü- hem visal bunlardadır

Bunların ta'rif-ü tavsifinde kasırdır lisân
Bunlar için devr eder bilgil zemîn-ü- asuman

Tâlib olsa taşrada bir kimse isti'dâd ile
Rehber olan içerü alır anı imdâd ile

Cezbe-i rahman ile olur müşerref ol kişi
Cezbe-i rahman olur her gerdişi vü cünbisi

Âteş-i aşk-u- mahabbet cânına te'sîr eder
Aklını vü canını ser-tâ- kadem iksir eder

Şıbgatullah ile ol can rengi bi-rengi olur
(Küntü kenzen) kenzini aklında canında bulur
s.180
 
Her kılı bir göz olur âlem ana bir yüz olur
On sekiz bin âlemin ilmi ana bir söz olur

Ol zaman ol can diliyle remz eyler bu sözü
Her cihetde gördü Rabbim yüzünü gönlüm gözü

Yani Hak âyinesinden gördü kendi yüzünü
İkilik gitdi bir oldu yavu kıldı özünü

Sahra geldi gördü âlem sûret-i rahman imiş
Her nevi'de her bedende can olan bir can imiş

Halk-ı âlem gözlerinde gözleyen bir göz imiş
Cümle âlem dillerinde söylenen bir söz imiş

Söz imiş görmüş hakikat âlemin mâhiyyeti
Nutk imiş bilmiş hakikat âdemin emniyyeti

Ol emânet nutk imiş kim arz olunmuş âleme
Ol emânet sığmamış âleme gelmiş âdeme

Ol söz olmuş zât-ı âdem sûret-i zâtı sıfat
Sûret-i âdem imiş bilmiş o dem Mir'ât-ı zât

Ol kişi kim kendi sözü zâtına yol bulmadı
Kendini diri "tutan zâtı sıfatı bilmedi

Senden alsa sözünü söz ise sende ne kalır
Söz durur can gidicek söyle ki tende ne kalır

Sende sen bu ben diyen bu söz değil midir ayan
Söz nihân oldukda bil suret dahi olur nihân

Beyt-i yezdândır dedi kalbe resûl-i Kibriya
Ol güzin-i asfiya vü enbiyâ vü evliya
s.181
 
Hem dahi kalbe vâsidir buyurdu ol resul
Bunda çok esrar izhâr eyledi ol pür-usûl

İmdi kalbde sözden artık nesne yokdur ey cevân
İster isen bu söze inanma istersen inan

Cümle eşyayı muhit oldu kelâm-ı lâ-yenâm
Lâ-yezâl-i bî-zevâl hükmüne eşya cümle ram

Söz durur her ibtidâya ibtidâ bil ihtida
Sûret-i âdemde zahir oldu evvel müntehâ

Söz denilen her nefesde zât-ı rahmandan gelir
Her nev'ide her şekilde her nefes bin can olur

Söyle farz eyle bu âlem bir büyük ebdân dürür
içi bir ünle dolu âlem ana yeksan durur

Ol büyük ebdândan eyler tecellî ol bir ün
Ol bir ün hükmünde devr eyler bu çarh-u-ay-ü- gün

Ol bir ündür harfi yok terkibi yokdur bi-nişân
Ol bir ünden zindedir bil akl-ü- rûh-ü- cism-ü- can

Ol bir ündür her zuhur cisminde olur bir nefes
Ol bir ündür her nefesde zahir olur söz beş

Budur enfâs-ı zarûriyye cihanın canıdır
Çar anâsır çar tebâyi' ol bir ün erkânıdır

Çar anâsır çar tabiat suretidir ol ünün
Hâkimidir gökdeki yıldızların ay-ü- günün

Sûr uruldukda ölüler dirilip hasr olduğu
Müfredat terkîb olup suretlere neşr olduğu
s.182
 
Sur da bir avaz bir ündür hakikat bil yakin
Kim işiden ölülerden dirilir ayn-el- yakın

iki âlem bir nefes oldu hakikat bî-gümân
Kâf u nün işitdi anı oldu ol ün kün fekîıi

Fâil-ü- kabil ikisi bir nefesden zindedir
Ol nefesden her kime feyz ermez ise nrıröedir

Ol ünün karşısına tutmuş yüzün kevn-ü- mekân
Her ne emr eder ise ol ün ola an ol zaman

Levn olan varlık hakikat zât-ı rahmandan gelir
Bir emirde ol bir ündür zât-ı sübhândan gelir

Sureti âlemde vü âdemde ol ün aşikâr
Kendine geldinse bak gör kim durur Perverdigâr

Zât-ı baht harf-i ganîdir ün eden âyin eden
Emrine emri münezzeh zâtı cism ü caniden

Akl-ı âkil zâtının sırrında sergerdân durur
Zâtına mir'ât olan canlar dahi hayran dm ar

Hem kime irfan ihsan eylese oî zât-ı pak
Zâtı nuruyla anın gönlünü eyler tâbnâk

ilmine âyine eyler ol kişinin zâtını
Zahir eyler enfüs-ü- âfâkdaki âyâtını

Cümle evsâf ile ol yüzden özün izhâr eder
Ol yüze ihsan eder alır verir pazar eder

iki âlem bir tecellîsinden oldu aşikâr
Bir tecellîden cihanın varlığı ey nâmdâr
s.183
 
Cümle eşyanın vücûdu Hak ile mevcûddur
Cümle eşya mazhannda nûr-u Hak meşhûddur

Kendi nefsi ile eşya dâ'im-ü- kâim değil
Kendine kendi vücûdudur vücûd hâkim değil

Bir hayâl oldu cihanın varlığı mutlak hemân
Bir hayâlin zarfıdır bil bu zemin-ü- âsurnân

Ben dediğin sen dediğin hep me'âlindir senin
Her ne dersen bil hayâl içre hayalindir senin

Pes vücûdun küllisi tıldu hayâl içre hayâl
Hep vücûdun cümlesi oldu zılâl içre zılâl

Suretisin anın mirât-ı Hak deminde bî-misâl
Görünen mir'ât içinde' suretin oldu hayâl

Cirm-i mir'ât hâricinde yok vücûddan suretin
Bir nümayiş bir hayâl oldu vücûdu kesretin

Çün adem mutlak vücûddan varlığın mir'âtıdır
Anda tâbiş zât-ı pâkin nurunun zerrâtıdır

Pes adem âyinesi oldu vücûd-u mutlakın
Hem adem gencinesi oldu bu sırr-ı muğlakın

Yokluk üzre sabit oldu aşikâre bu kıdem
Varlığa âyine oldu ilm-i Hakda çün adem

Her kaçan âyinede seyr eylesen sen sûre. u;
Suretindir gördüğün zahir değildir

Muntabıkdır gördüğün aynı değil gayrı değil
Suretin aynını gör âyinede seyri değil
s.184


Her sıfat kim gösterir âyine bilmez sureti
Göz göre yüzün gören âdem görür bu rü'yeti

Ya'ni âdem ol zaman âyine oldu varlığa
Yokluk ol var ile mevcüd ola ire varlığa

Çün adem âyinesinden varlık oldu aşikâr
Cümle âdemden görünür vech-i pâk-i Girdigar

Cümle yokluk var görünür var ile zahir olur
Cümle yokluk sureti varlık ile bahir olur

Nevbenev kendi şu'ûnundan tecelli eyler ol
Bir tecellidir görünür gah urûc-u- geh nü

Bu mezâhir ihtilâfı biri iki gösterir
Mümltinât a'yânı sertâpâ bir emre muntazır

Her ne mikdâr addedersen yok merâyâya hisâb
Her mahal her nev'-i suret bî-hisâb-ü- bî-kitâb

Cümlede sâni' ehaddir her ne varsa az-ü- çok
Biri yüz bin gösterir varlık ehaddin varı yok

Gösterici varlığı yoklukdurur bellü beyân
Varlığın yoklukda iahâr eyledi ün bi-nişân

Bil adem âyine âdem âdemin aksi ayan
Pes bu aksin nûr-u aynı sûret-i âdem neman

Dîde-i âlem hakikat süret-i âdem durur
Alem-i âdemde cevlân eyleyen bir dem durur

Âlemin âyinesinden gördü âdem suretin
Adem imiş bildi âdem âlemin mâhiyyetin
s.185
 
Âlemin âyinesinden görünen âdem imiş
Kenz-i maha-ı ma'ni-i âdemde sır bir dem imiş'

Ma'ni-i âdem hakikat var denilen zât-ı pak
Kulluğunda devr edermiş âb-ü- âteş bâd-ü- hâk

Ma'ni-i âdem. imiş mir'âtı âlemde ayan
Ma'ni-i âdem imiş bilgil nişân-ı bî-nişân

Ma'nî-i âdem durur bil kıble-i âlem tamâm
Ma'nî-i' âdemde zahirdir kelâm-ı lâ-yenâm

Berzah-ı imkâna vâcib ma'nî-i âdem durur
Mecma-ül- Bahreyn olan âdemde aşkı dem durur

Sol kişi ahkâm-ı imkânına ger mağlûb ola
Nâr-ı duzah ol kişiye tâ ebed matlûb ola

Sol kişi kim gâlib ola anda ahkâm-ı vücûd
îki âlemde ola ol kişi mahbûb-ül- kulûb

Her kaçan ahkâm-ı imkâniyesi gâlib ola
Esfele meyi eyleye-vü- dûzaha ragıto ola

Gâlib olsa sâlikin canında ahkâm-ı vücûd
Mebdeine erişir meftûh ola gayb-ül-guyûb

Bil vücûd-ı mutlakın feyzi suverde çok durur
Kendi nefsinde konandan gayrı bir şey yok tr-irur

Ya'ni isti'dâd-ı zâti sende ne kondu ise
llm-i Hakda hangi ismin hükmünü buldu ise

Vârid olan varidatı kendi aslından alır
Sanma kim feyzi kişi bir gayrın aslından alır
s.186


Kendi isti'dâdına arif olan nâdir oiur
Müşkilât-ı âlemi halletmeğe kadir olur

Bulduğunda böyle bir arif kişi ver varım
Her nefesde anın île eylegil bâzânnı

Kendi isti'dâdı ile ita etdiğin andan işit
Her ne iş eyle der ise sen dahi öyle iş et

Kendi isti'dâdı ile zahir olur hem ata
Her ne suretden zuhur eylerse etsin mutlaka

Arif olsa bir kişi öz özü isti'dâdına
Arif olur ol kabul olduğunun bünyâduıa

Her ata kim abda ihsan olunur Allâhdan
Arifin mikdâr-ı isti'dâdıdır ol şandan

Mümteni' olan işi Allâha tecviz eyleme
Adetullâh sırrını akl ile tecviz eyleme

Her hakikat ilm-i Hakda şöyle bil mevcûd idi
Kabil isti'dâd-ı zâtı sa'y ile meşhûd idi

llm-i Hakda her kişinin zâtına bir iktizâ
Verdi âta külli şey'in halka-i sümmel-hedâ

Çünkü gayri yok durur âyâ neden bu kîl-u-kâl
Müşkül halletmek için eylese sâ'il su'âl

Cümle âlem Hak ise ger mâsivâ olan nedir
Cümle âlem mâsivâ ise Hûda olan nedir

işbu suretlerde cünbüş eyleyen kendi ise
Bu mezâhirde görünen söylenen kendi ise
s.187
 
Âlem-ü- âdem sıfât-u- zâtına mir'ât ise
Hak denilen halk denilen ikisi bir zât ise

Gelmeğe gitmek hakikat beş neye oldu müfîd
Ne ifâde istifâde eyledi pîr-ü- mürîd

Zât-ı baht-ı sırf ise cümlede sâri olan
Ayn-ı vâhid hükmü ise cümlede câri olan

Gelmek-ü- gitmekde hiç kimsede yoksa ihtiyar
Kendisi ise gelen giden hakikat her ne var

Kim olur a'lâ-yi illiyyîni me'vâ eyleyen
Kim olur nâr-ı cehim içinde cevlân eyleyen

Kıldan ince tiğden keskin sıratı kim geçer
Kim durur nâra düşen ya kuş gibi gider uçar

Kahr-u lütfün illeti vâhid ise bir zât ise
Bu mezâhir karına vü lûtfuna mir'ât ise

Kendi zâtı ise mir'ât-ı cihanda rû-nümâ
Kendini âyine kendi görür ise mutlaka

Ademin bildim diyü başında sevdası nedir
Hakka vâsi oldum deyü etdiği da'vâsı nedir

Hak budur kim Hak bilinmekden münezzeh zâtıdır
Yaradılmış zâtının varlığına isbâtıdır

Bir kişi hiç kendi zâtından haberdâr olmadı
Görünen eşyada bir şey kendiden var olmadı

Âlemin hergiz vücûdu yoğiken var görünür
Sol seraya benziyor ayn ile suret görünür
 
Şöyle kim âlem ademdir hiç vücûdu yok durur
Çün adem âyinedir varlık ademden görünür
s.188

Varlık olsa varlığını cümle şey halik olur
Bu türâb içre görünen mülk gider mâlik kalır

Yok durur âlem ademden var olanda yok durur
Bu iki yokdan bilinen bilinen de yok durur

Çün adem âlemdurur âlem ademdür bî-gümân
Bu adem âyinesinden vechî bakidir heman

Zât-ı pak âyinedir zerrât-ı âlem serbeser
Her eserde ol müessir her eser andan eser


s.189